|
Internet devrimi
sadece
üretim-ticaret
ilişkilerini
değiştirmekle
kalmadı,
insanların bilgi
ile geçtikleri
ilişkiyi de
kökten sarstı.
Bugün bilgi
sadece
ayrıcalıklı
olanların
ulaşabileceği
bir kaynak
değil. El
yazması
kitapların zor
biriktirildiği,
10-15 kitabın
büyük servet
sayıldığı günler
Gutenberg’den
beri geride
kalmıştı zaten
ama artık okumak
zahmet de
gerektirmiyor.
Bir tıkla dünya
kapımızda. Peki
o zaman nasıl
oluyor da
internet gören,
dünyanın dört
bir yanından
insanlarla
sohbet edebilen
bir insan yığını
belki de
Ortaçağ’dan beri
görülmeyecek bir
şekilde gerici,
muhafazakar ve
yenilik düşmanı
kalabiliyor?
Aslında çok
basit, sistem
yine zekice bir
hamleyle
bilginin
kısıtlanmasının
ona ulaşmaya
çalışanları
artırdığını
farketti ve
körpe dimağların
eleyemeyeceği
kadar bilgiyi
önümüze
yığıverdi. Bir
üretim ve
dünyayı anlama
aracı olan bilgi
aşırı dozda
verildiğinde bir
tüketim
nesnesine
dönüştü. Bu
durumda içeriği
azaldı ancak
paketi daha da
şenlendi. Artık
işe yaramaz
onlarca bilgi
kırıntısı ile
doygunlaştırılan
zihinlerimiz,
“doymuş yağ
oranı yüksek”
besinler misali
beyin
kolesterolü
yaratıyor. Fazla
bilmekten
düşünmeye
mecalimiz
kalmıyor. Bu pek
de yeni bir
taktik değl
aslında.
İstihbarat
dünyasının en
çok kullandığı
tekniklerden
biri
dezenformasyon
(yanlış
bilgilendirme)
yoluyla hasmını
yanıltmak. O
kadar çok bilgi
yığ ki önlerine,
hangisinin doğru
hangisinin
yanlış olduğunu
çıkaramasınlar.
Aralara
serpiştirdiğin
ve aslında
zararsız olan
gerçek bilgi
kırıntılarıyla
balonlarını
destekle,
böylece
patlamasınlar.
Susurluk
sürecini veya
Şemdinli
sürecini
hatırlayabilirseniz
(üzerinden o
kadar çok bomba
gündem geçti ki
zor tabii)
durumu daha
berrak
anlayabilirsiniz.
Öte yandan,
doğası gereği
bilgi ve
teknoloji çift
yönlü bir silah.
Bugünün tüketim
toplumunun
bireyleri ve iyi
birer tküketici
olmak için
hazırlanan genç
kuşak,
ellerindeki
olanaklarla bu
durumu tersine
çevirme şansına
sahip. Zor olan,
özellikle de
Türkiye gibi
“icat çıkarma”
toplumlarının
öğrenim
sistemlerindeki
ezbercilikten
çıkarak
eleştirel
düşünmeyi
öğrenebilmek.
Bu, maalesef
diğeri kadar
kolay bir yol
değil. Öncelikli
olarak
karşılaştırmalı
okuma yapmayı,
bu konu üzerinde
bol bol
çalışmayı ve
tabii her şeyden
önce hiç de
alışık
olmadığımız bir
eylemi, soru
sorabilmeyi
içselleştirmeyi
gerektiriyor.
Internet’in
hızla önümüze
koyduğu
bilgilerin
arasından gerçek
kırıntıları
sıyırıp
kalanlarını çöpe
atmak,
karşılaştırmalı
okuma yaparken
ileri sürülen
savların
referanslarını
araştırmak, aynı
konu hakkında
birden çok
görüşü okumak ve
harmanlayarak
içinden bir
yerlere varmaya
çalışmak... Ve
en önemlisi,
karşı tarafı
anlamaya
çalışmak. Bir
çeşit insani
duyarlılık
geliştirmek ve
“Plan yapmayın”
klibini forward
etmeden önce bir
kez olsun
kendini Hrant’ın
çocuklarının
yerine
koyabilmek.
Evet zor, evet
emek
gerektiriyor.
Üstelik yalan da
söylemeyelim,
insan bir kez
kuşku duymaya
başladı mı bir
daha mutlu
olamıyor. Her
defasında
gerçeği arayan
meczuplara
dönüyor. Ama
bugün,
ihtiyacımız olan
belki de yegane
şey bu. Tüm
kavramların
birbirine
girdiği, insanca
ve birarada
yaşabilmenin her
geçen gün
imkânsızlaştığı,
dünyayı kan
çığlıklarının
kapladığı gün,
bugün. Bugünden
geleceğe bir
çıkışımız
olacaksa eğer,
bağırsaklarından
değil kafasından
düşünen ve mide
hesabından değil
yüreğinden
hisseden bir
kuşakla olacak.

|